HAYDİ SÜNGERE METNİ (WORD HALİNDE)



Ekleyen: DersTurkce.COM | Okunma Sayısı: 828

HAYDİ SÜNGERE

Kumanyalarımızı, dalgıç takımlarımızı hazırladık. Gece ortası açık denizlere

davranacaktık. Gök, yıldız kaynıyordu. Bir yıldız kaysa, yıldızlar arasından geçecek

yer bulamayacaktı.

Teknede otuz kişiydik. Ben, tayfaların en genciydim. Siftah sefere çıkıyordum.

Babam, kayığın kaptanıydı. O gece ben dümendeydim. Denizde çıt yoktu. Babam

uyuyordu.

Sabaha karşı hava değişti. Deniz, inip kalkıyordu. Düz yürüyemiyorduk.

Güneş, sapsarı bir portakal gibi doğdu. Göğe tırmandıkça gün aydınlanacağına,

gitgide kararıyordu. Yanıma Kara İzzet yanaştı:

— Güneşi tekrar göresiye kadar çok tuz yutacağız, dedi.

Babam:

— Dümene bir kişi daha gitsin, diye bağırdı.

Hemen o dakikada bir şimşek çaktı. Arkasından bir daha, bir daha... Her şimşekte

her birimiz, dimdik duran, dipdiri birer ateşten insandık. Gemimiz, sanki lav gibi

parlıyordu. Birdenbire bu ateş, bıçak gibi kesildi. Biz, “Bunun ötesi ne olacak?” diye

şaşkın şaşkın birbirimize bakakaldık.

“Yelkenleri sarın!” diye bir emir gürledi. Arkasından yağmur boşandı. En tepede

olduğum hâlde damlaların güvertede cevizler gibi çatırdaya çatırdaya kırıldıklarını

duyuyordum. Direkte birbirimizi el yordamıyla arıyorduk. Yağmurdan yüzümü korumak

için başımı eğdim. Ben ve Kara İzzet, dümenin iki başına geçtik. Dümenin çepeçevre

saplarını iki avucumuz, dizimiz ve bacağımızla zapt etmeye çalışıyorduk.

Kara İzzet, gırtlağını patlatırcasına bağırıyordu:

— Dayan bre oğul! Gevşek tutma, çarpacak bee!.. Bu kadar suyun tadı mı olur?

Denize düşmeden boğulacağız.

Öteden birisi:

— Sağanak geliyor! diye gürledi.

Teknemiz, sanki kuruması için asılan bir çamaşır gibiydi. Güçlü bir dalga, kayığın

üzerine bindi. Fakat kayık, silkinip doğruldu. Havaya kalkarken her yanından denize

çağlayanlar boşanıyordu. Sonra kayık, gene çöküyordu.

Dümen saplarını tutmaktan hem benim hem İzzet’in avuçları kanıyordu. Dizlerimizin

derileri yüzülmüştü.

Benim sinirlerim bozuldu. Sırılsıklam olan Kara İzzet’in durumuna katıla katıla

gülmeye başladım. Kahkahalardan karnım ağrıyordu. İzzet, bana çıkıştı:

— Bre çocuk! Ne gülüp duruyorsun! Dümene yapış. Bacaklarını dik tut! Ha gayret!

Sonumuz geldi galiba!

Yağmur, biraz hafifleyince İzzet’in yüzü gülmeye başladı:

— Ha dayan! Yatışıyor gibi. Aslandır şu deniz! Atlattık, bu da oldu.

Yağmur, biraz sonra dindi. Dalgaların şiddeti azaldı. Karanlıklar içinden babam

çıkageldi. Üstü başı parça parçaydı.

Bize şöyle seslendi:

— Size söylemedim mi? Akdeniz’de bu kayık gibisi yoktur.

Babam, sesini daha da yükseltti:

— Haydi süngere!..

Halikarnas Balıkçısı

Ege’den

Denize Bırakılmış Bir Çiçek

(Düzenleme yapılmıştır.)

HAYDİ SÜNGERE METNİ ETKİNLİKLERİ İÇİN TIKLA...

 




Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece dersturkce.com'a aittir. Sitemizde yer alan dosya ve içeriklerin telif hakları dosya ve içerik gönderenlerin kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır. Telif hakkına sahip olan dosyaları lütfen iletişim bölümünden bize bildiriniz. Dosya 72 saat içerisinde siteden kaldırılır.Telif Hakkı Hakkında|Editör, ziyaretçi ya da üyelerimiz tarafından eklenen hiç bir içerikten dersturkce.com sorumlu değildir.İLETİŞİM:dersturkcem@gmail.com
Sitemiz hiçbir şekilde kar amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.